Gölge Ne Renktir? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından Bir İnceleme
Gölge ne renktir? Bu soruyu sormak belki de hiç bu kadar anlamlı olmamıştır. Günlük hayatımızda pek çoğumuz için gölge, sadece ışığın yansımasıdır ve rengi genellikle siyah ya da gri olarak kabul edilir. Ama sokakta, toplu taşımada, ofiste gördüklerime bakarak, bu sorunun aslında derin bir sosyal anlam taşıdığını düşünüyorum. Bir sivil toplum çalışanı olarak, toplumdaki farklı grupların gölgeye bakışının nasıl çeşitlendiğini gözlemlemek, bana sadece bireysel değil toplumsal yapıyı da anlamamda yardımcı oluyor. Gölgenin rengi, aslında çok daha fazlasını simgeliyor: toplumsal cinsiyet, çeşitlilik, sosyal adalet ve özellikle de bu unsurların gölgede kalan yüzlerini.
Gölge ve Toplumsal Cinsiyet: Kimlerin Gölgesi Görülür, Kimlerin Görülmez?
İstanbul’un kalabalık sokaklarında yürürken, insanların yüzlerine bakmadan geçerken aklımdan geçiyor: Herkesin bir gölgesi var, ama kimileri, kimse tarafından fark edilmiyor. Kadınların, özellikle de sokakta çalışan ya da gece geç saatlerde dışarıda olan kadınların gölgeleri, çoğu zaman kimse tarafından görmüyor. Çünkü toplumda bir kadının dışarıda yalnız olmasının ya da gece çalışmasının doğru olmadığına dair bir algı var. Çoğu zaman, bu toplumsal baskı, onların karanlıkta kaybolmasına, görülmemesine yol açıyor.
Bir gün, toplu taşımada yaşadığım bir anı hatırlıyorum. Yanımda oturan bir kadın, elinde çocuğuyla birlikte bir yere yetişmeye çalışıyordu. Yanındaki erkek, yüzünde sakin bir ifadeyle telefonuna bakıyordu. O an düşündüm: Kadın, etrafında gördüğü herkese ‘ben buradayım’ diye haykırmaya çalışıyordu. Çocuk bağırırken, o kadın hala gülerken, yanındaki adamın gölgesi bile yok gibiydi. Toplumsal cinsiyetin, sadece kadınların değil erkeklerin de ne tür toplumsal rollerle hapsolduğunu gösteriyor.
Gölgenin rengi, toplumsal cinsiyetin nereye ait olduğumuzu, nereye ait olamayacağımızı belirleyen bir simge. Kiminin gölgesi aydınlık, kiminin gölgesi karanlıkta kayboluyor. Bu yüzden, ‘Gölge ne renktir?’ sorusunu sormak, toplumsal yapının bizi hangi renklerde gölgelemeye çalıştığını sorgulamaktır.
Çeşitlilik ve Gölgenin Renkleri: Kimler Görülüyor, Kimler Gözden Kaçıyor?
Çeşitlilik, sadece etnik köken ve cinsiyetle sınırlı değil, insanın kimliğiyle ilgili her şeyin bir birleşimidir. Ama toplumsal normlar, bazı kimlikleri daha fazla görünür kılar. Örneğin, renkli tenli bireylerin, özellikle de Afro-Türk ya da Afro-Avrupalı kökenli kişilerin, çoğu zaman gölgeleri daha fazla “görülür” ve bu durum sosyal hayatta da eşitsizliklere yol açar. Dikkat ettiğim kadarıyla, metrobüste bir Afro-Türk gencinin yer bulması, çoğu zaman zordur. Özellikle yoğun saatlerde, insanlar arasında belirgin bir mesafe vardır. O gencin etrafındaki gölge, her zaman bir engel gibi görünür.
Bir kez daha hatırlıyorum, sabah işe giderken, karşı kaldırımdan yürüyen bir grup öğrenciyi gördüm. Genelde bembeyaz tenli, daha ‘yönetici’ gibi görünen öğrenciler önde yürürken, arkadaki grup, genellikle daha farklı bir renkteki ciltlere sahipti. Birkaç adım sonra bu gruptan biri, yere düşen kitabı alırken, diğer öğrenciler hiç bakmadan geçtiler. Onların gölgeleri, çoğu zaman görünür değildi. Ve o an fark ettim: Çeşitli etnik gruplara ait bireylerin, yaşam alanlarında ve sosyal çevrelerinde karşılaştıkları görünürlük sorunları, bir şekilde onların ‘gölgesinin’ silinmesine yol açıyordu.
Çeşitli cilt renklerine sahip bireylerin gölgelerinin nereye düşeceği, tamamen toplumsal yapının onlara atadığı rol ile alakalıdır. Kimi insanın gölgesi aydınlık, kimi insanın ise ‘görülmeyen’ tarafıdır. Gölgenin rengini belirleyen, toplumsal yapının bizlere dayattığı normlar ve bu normlar üzerinden şekillenen önyargılar.
Sosyal Adalet ve Gölge: Kimlerin Gölgesi Adaletle Işıklandırılır?
Bir sivil toplum çalışanı olarak, sosyal adaletin yetersiz olduğu yerlerde en çok dikkatimi çeken şey, kimlerin gölgesinin adaletle aydınlatıldığı, kimlerin ise karanlıkta bırakıldığı. Çoğu zaman, şehirdeki en güzel mekanlarda ve sokaklarda yürürken, caddede yürüyen evsizlerin, gölgeleri şehrin en karanlık köşelerine hapsolmuş gibi oluyor. Onların gölgesi, sanki hiç var olmamış gibi. Düşüncelerim hep orada kalıyor. Toplumun görünmeyen, görünmek istenmeyen, hatta dışlanan gruplarının gölgeleri, adaletin ne kadar uzağında kalıyor.
Bir gün, bir arkadaşım bana şunu söyledi: “İstanbul’daki en büyük sorunumuz, insanları yalnızca dış görünüşlerine göre değerlendirmemiz.” Ne yazık ki, bu tür önyargılar, şehrin karanlık köşelerindeki gölgeleri daha da derinleştiriyor. Çeşitli etnik gruplara ait insanların, engelli bireylerin veya evsizlerin toplumda daha az görünür olması, bu kişilerin hak ettikleri sosyal adaletin onlara sunulmaması anlamına geliyor. Bu kişilerin gölgeleri, çoğu zaman toplumsal sistemler tarafından ‘görülmeyen’ bir şekilde konumlanıyor.
Gölge Ne Renktir? Sonuç Olarak…
Gölgenin rengi, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet kavramlarıyla derin bir bağlantıya sahiptir. Gölge, bazen karanlık bir dünyayı, bazen de aydınlık bir geleceği simgeliyor olabilir. Ama en nihayetinde, gölgenin rengi, toplumsal yapının, bizlere dayattığı normlara, önyargılara, adaletsizliklere göre şekillenir. Gölgeyi görmek ya da görmekten kaçınmak, bir toplumun adalet anlayışını, çeşitliliğe ve cinsiyet eşitliğine olan yaklaşımını gösterir. Her bireyin gölgesi farklı renklerde, bazılarının gölgesi derin karanlıklarda kaybolmuşken, bazılarının ise aydınlıkta kalıyor. Ama en önemli soru şu: Gölgenin rengi, gerçekten de bizim kontrolümüzde mi, yoksa toplumsal yapının bizlere dayattığı bir rol mü?