Özür Nasıl Kabul Edilir? Kalbin “Tamamdır” Dediği Ama Beynin Hâlâ Toplantı Yaptığı Anlar
İzmir’de yaşayan 25 yaşında biri olarak şunu fark ettim: Hayatta bazı konular vardır, herkes uzman gibi konuşur ama iş başına gelince insanın içinden küçük bir panik memuru çıkar. Özür konusu da tam olarak böyle. Arkadaşım kavga eder, “Ben olsam asla affetmem” der. Ertesi gün aynı kişi, sevdiği insan kapının önüne bir kahveyle geldiğinde “Neyse ya, herkes hata yapar” moduna girer.
İnsan enteresan bir canlı. Dün gece “Bitti bu iş, bir daha konuşmam” diye büyük kararlar alır, sabah telefon ekranına düşen “Müsait misin?” mesajını görünce kalbi maraton koşmaya başlar. Benim de böyle anlarım oluyor. Dışarıdan bakınca sürekli espri yapan, her şeye gülen biri gibi duruyorum. Arkadaş grubunda biri yanlışlıkla yanlış kişiye mesaj atsa bile beş dakika içinde o olaydan komedi programı çıkarabilirim. Ama iş kendi duygularıma gelince beynim bir anda İzmir trafiğine dönüyor: Herkes hareket ediyor ama kimse tam olarak nereye gittiğini bilmiyor.
Peki gerçekten Özür nasıl kabul edilir? Birinin “Pardon” demesi yeterli mi? Yoksa o kelimenin arkasında biraz samimiyet, biraz emek ve biraz da “Ben gerçekten ne yaptım?” farkındalığı mı gerekiyor?
Özür Kabul Etmek Sadece “Sorun Yok” Demek Değildir
Çoğumuz özür kabul etmeyi yanlış anlıyoruz. Sanki biri gelip “Kusura bakma” dediğinde otomatik olarak elimizdeki kırmızı kalemi çıkarıp yaşanan olayı dosyadan silmemiz gerekiyormuş gibi davranıyoruz.
Oysa hayat bilgisayar programı değil. “Hata bulundu, düzeltildi, sistem yeniden başlatılıyor” diyerek duyguları sıfırlayamıyoruz.
Bazen biri gerçekten özür diler ama içimizde hâlâ bir kırgınlık kalır. Bu, özrü kabul etmediğimiz anlamına gelmez. Sadece insan olduğumuzu gösterir.
Mesela bir arkadaşınız doğum gününüzü unuttu diyelim.
Arkadaş:
— Ya gerçekten çok özür dilerim, nasıl unuttum bilmiyorum.
Siz:
— Önemli değil.
İç ses:
— Önemli değil mi? Geçen hafta onun kedisinin doğum gününü bile hatırladın, kendi doğum gününü ajandaya yazmayı unutan insanı mı affedeceksin?
İşte insan zihni böyle çalışıyor. Dışarıda sakin bir cevap verirken içeride küçük bir mahkeme kurulabiliyor. Hakim de sizsiniz, savcı da sizsiniz, sanık da bazen sizsiniz.
Benim beynimde de zaman zaman böyle toplantılar oluyor. Hatta bazen toplantının sonunda karar çıkıyor ama kimse uygulamaya geçmiyor. “Tamam, artık takılmayacağım” diyorum. Beş dakika sonra aynı olayı tekrar düşünüyorum. Beynim sanki eski bir dizinin tekrar bölümünü yayınlıyor.
Gerçek Bir Özürde Olması Gerekenler
Her “özür dilerim” aynı ağırlıkta değildir. Bazı özürler vardır, insanın içini rahatlatır. Bazıları vardır, daha çok sinir bozar.
Örneğin:
“Tamam ya, alındıysan özür dilerim.”
Bu cümlede küçük bir problem var. Çünkü burada kişi yaptığı şey için değil, sizin tepkiniz için özür diliyor gibi duruyor.
Daha samimi olanı:
“Bunu söylediğimde seni kırabileceğimi düşünmedim ama şimdi fark ediyorum. Yanlış yaptım, özür dilerim.”
Aradaki fark çok büyük. Birinde sorumluluk var, diğerinde sorumluluğu biraz havaya bırakma durumu var.
Arkadaş ortamında bunun çok örneğini görüyoruz. Biri geç kalır:
— Abi kusura bakma, trafik vardı.
Sonra öğreniyorsunuz ki kişi evden çıkmadan önce yarım saat kahve yapmış, üç tane video izlemiş ve en son “Daha beş dakika var” diyerek hayatının en büyük zaman yönetimi hatasını yapmış.
Böyle durumlarda insan ister istemez gülüyor. Çünkü hepimiz bazen kendi bahanelerimizin başrol oyuncusu oluyoruz.
Özrü Kabul Etmeden Önce Kendine Sorabileceğin Sorular
Özür kabul etmek aceleyle verilmiş bir karar olmak zorunda değil. Bazen insanın önce kendi duygusunu anlaması gerekiyor.
Kendime sık sık şu soruları soruyorum:
- Bu kişi gerçekten yaptığı şeyi anladı mı?
- Sadece ortam düzelsin diye mi özür diliyor?
- Aynı davranışı tekrar etme ihtimali yüksek mi?
- Ben gerçekten affetmeye hazır mıyım?
Çünkü bazen biz özrü değil, eski huzurumuzu geri istiyoruz.
Bir tartışmadan sonra insanın istediği şey çoğu zaman “Haklı olduğumu kabul et” değildir. Daha çok “Beni anla ve hissettiğim şeyi gör” isteğidir.
İzmir’de arkadaşlarla sahilde otururken bu konular çok açılır. Bir yandan çay içilir, bir yandan herkes kendi ilişki analizini yapar. Herkesin hayatı hakkında uzman yorumu vardır ama kendi hayatına gelince işler biraz karışır.
Arkadaşım geçen gün şöyle dedi:
— Ben çok kolay affederim.
Sonra beş dakika sonra eski sevgilisinin üç yıl önce attığı bir mesajı anlatmaya başladı.
Dedim ki:
— Sen kolay affetmiyorsun, sadece arşiv sistemin çok gelişmiş.
Güldü ama biraz da hak verdi.
Kabul Etmek ve Unutmak Aynı Şey Değildir
Bence insanların en çok karıştırdığı nokta burası.
Bir özrü kabul etmek, yaşanan olayı tamamen unutmak değildir.
Bir insanı affedebilirsiniz ama aynı davranışın tekrar etmesine izin vermeyebilirsiniz.
Mesela bir arkadaşınız sürekli söz verip gelmiyorsa, bir gün özür dilemesi güzel bir adımdır. Ama bundan sonra plan yaparken biraz daha gerçekçi davranmanız normaldir.
Kalp “Tamam, barıştık” diyebilir.
Beyin ise küçük bir not defteri açıp şöyle yazabilir:
“Gelecekte bu kişiyle plan yaparken iki saatlik gecikme payı bırak.”
Beynin bu tarafı bazen çok komik çalışıyor. Duygusal olarak “Ben büyüdüm, olgunlaştım” diyoruz ama markete giderken bile eski alışkanlıklarımız peşimizi bırakmıyor.
Özür Kabul Etmenin En Güzel Yolu: Samimiyeti Görmek
İnsanlar hata yapar. Bazen düşünmeden konuşuruz, bazen karşımızdakinin ne hissettiğini geç fark ederiz.
Önemli olan hata yapmamak değil, hatadan sonra ne yaptığımızdır.
Gerçek bir özür genellikle üç şey taşır:
1. Farkındalık
Kişi ne yaptığını anlamalıdır.
“Seni kırdığımı fark ettim.”
Bu cümle çok değerlidir.
2. Sorumluluk
Bahane üretmeden hatayı kabul etmek gerekir.
“Ben böyle yaptım çünkü…” diye başlayan her cümle bazen özrün etkisini azaltabilir.
3. Değişim Çabası
En güçlü özür davranışla desteklenen özürdür.
Çünkü kelimeler güzeldir ama davranışlar daha yüksek sesle konuşur.
Kendimizi de Affetmeyi Öğrenmek
Bazen en zor kabul edilen özür, kendi kendimize söylediğimiz özürdür.
“Keşke bunu söylemeseydim.”
“Keşke farklı davransaydım.”
“Keşke daha sakin olsaydım.”
Bu cümleleri hepimiz kuruyoruz. Ben de kuruyorum. Özellikle gece yatağa yatınca beynin geçmişteki bütün utanç anılarını özel gösterim gibi oynatması meşhurdur.
Beyin:
“Uyumadan önce sana 2017 yılında yaptığın o garip konuşmayı hatırlatmak istiyorum.”
Ben:
“Hayır, teşekkür ederim.”
Beyin:
“Israr ediyorum.”
İnsan bazen başkalarından beklediği anlayışı kendine göstermeyi unutuyor.
Kendini affetmek de bir süreçtir. Hatalarımızı kabul edip aynı zamanda kendimize düşman olmamak gerekir.
Özür Nasıl Kabul Edilir? Son Kararı Kalbin ve Aklın Birlikte Vermesi Gerekir
Sonuç olarak Özür nasıl kabul edilir? sorusunun tek bir cevabı yok. Çünkü her insanın yaşadığı olay, kırgınlığı ve ilişkisi farklıdır.
Kimi zaman küçük bir “Pardon” bile yeterlidir çünkü karşımızdaki kişinin samimiyetini hissederiz. Kimi zaman uzun uzun açıklamalar bile içimizdeki kırgınlığı hemen geçirmez.
Önemli olan kendimizi zorlamamaktır.
Sırf iyi biri görünmek için hemen affetmek zorunda değiliz. Aynı şekilde gurur yapmak için güzel bir özrü de reddetmek zorunda değiliz.
Hayat zaten yeterince karmaşık. Bir de herkesin hatalarını sonsuza kadar taşırsak sırtımızda görünmez bir valizle gezeriz.
Ben artık şuna inanıyorum: İnsan ilişkilerinde en değerli şey kusursuz olmak değil, hatadan sonra birbirimize yaklaşabilmek.
Çünkü hepimiz bazen yanlış kelime seçiyoruz, bazen yanlış zamanda konuşuyoruz, bazen de kendi egomuzun küçük patronuna fazla yetki veriyoruz.
Ama güzel bir özür ve gerçek bir anlayış, birçok kapıyı yeniden açabilir.
Tabii küçük bir not: Özür kabul etmek, karşınızdakine sınırsız hata yapma üyeliği vermek değildir.
Kalbinizde merhamet olsun ama aklınız da yanınızda dursun.
Sonuçta hayat uzun, insanlar karmaşık, İzmir akşamları güzel… Bir de gereksiz kırgınlıklarla uğraşmayalım.
Ilkenetakademi okurlarıyla “Özür nasıl kabul edilir” konusunu paylaşmak gerçekten güzeldi. Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere!